Kardeşim, sen gittikten sonra sessizliğe gömüldü dünyamız. Her sabah, yatağımdan kalkarken “neden?” diye düşünürken buluyorum kendimi. “Neden?”ler bitmek bilmeyince ve seni geri getiremeyeceğini anladığımdaysa hatıranı yaşatmak için yapacaklarıma odaklanıyorum…

Birazdan hatıranı yaşatmak için yapmayı planladıklarıma yer vereceğim. Ama, önce seninle biraz dertleşmek istiyorum. Sen, bilmediğimiz uzun yolculuğuna çıktıktan sonra da dünyada değişen birşey olmadı. Yine zamların ardı arkası kesilmiyor. Elektriğe, doğalgaza yapılan zamlar son bir yılda yüzde seksenleri buldu. Arada çıkan bir iki cılız ses dışında, herkes durumdan memnun görünüyor. Anlayacağın Aziz Nesin, “Türk halkının %60′ı aptaldır.” derken az bile söylemiş. Bir yandan herşey israf ediliyor, bir yandan da birileri bizim sırtımızdan köşeleri dönmeye devam ediyor. Devlet kurumlarında (okullar, belediyeler, üniversiteler…) musluklardan akan suyun, gece gündüz açık kalan ışıkların, pencereler sonuna kadar açıkken gürül gürül yanan kaloriferlerin hiç önemi yok çünkü nasıl olsa orada harcanan devletin malı diye düşünüyor insanımız. Oysa “kelebek etkisi” gibi herşey birbirini etkiliyor. Sonuçta zamlı gaz ve elektrik faturalarını ödeyen biz oluyoruz. Bazen dolmuşta, otobüste sohbet edip, dert yanmak isteyenler olunca, “yüzde kırk yedi”yi hatırlatıp, konuşmayı “her toplum layık olduğu biçimde yönetilir” diyerek kapatıyorum. Bu zamlardan canı yananlar, 4-5 ay sabrederlerse istedikleri yanıtı verebilirler. Ama akşamüzeri işten dönerken geçen yılın neredeyse iki katı olan havadaki kömür kirliliğini farkedince, düzenin böyle sürüp gideceğini; kalitesiz, beleş kömürlerle milletin uyutulmaya devam edeceğini anlıyorum.

Son günlerdeki bir başka tartışma konusu da “Mustafa” filmi üzerineydi. Geçen haftasonu izleyebildim filmi ve film hoşuma gitti. Eminim sen de çok beğenirdin. Eksikleri elbette vardı. Ama şöyle dönüp Cumhuriyet tarihine baktığımız zaman kaç tane izlenebilirliği yüksek Atatürk belgesi hatırlıyoruz bunu sorgulamamız lazım. Yine Can Dündar’ın “Sarı Zeybek”i, sıkıcılıktan kurtulamamış Kurtuluş ve Cumhuriyet filmleri dışında ciddi bir çalışma yok. Can Dündar’ı böyle güzel bir iş çıkardığı için tebrik ediyorum. Atatürk’ü insanî yönleriyle ele alabilmek çok önemli. Tarihi çarpıtmaya meraklı olanlar, Atatürk’ün sigarasının sansürlenmesinden tut da çocuklara “yalnız ve unutulma korkusu olan bir Atatürk”ün gösterilmemesi gerektiğine kadar işi büyüttüler.

“Belgesel-film”den aklımda kalan birkaç sahneyi de seninle paylaşmak istiyorum:
- Atatürk ve İnönü’nün birbirlerine kırgınlıkları ve notlarla birbirlerinin gönüllerini almaları ve İnönü’nün o notları ömür boyu saklaması…
- Atatürk’ün içinde bulunduğu gemi, zafer sonrası İstanbul’a yanaştığında Atatürk’e heyecan durumunun sorulması üzerine “hiç heyecan duymuyorum, bu topluluk yarın beni linç de edebilir” benzeri birşeyler söylüyor…
- Rakı sofraları hep keyif dolu gösterilen Atatürk’ün ne büyük bir yalnızlık yaşadığının gösterilmesi… Ki bu yalnızlığın gerçekliğine inanıyorum.

Bir başka gelişme de 44. ABD başkanının, siyahi Barrack Obama olmasıydı. McCain ile kıyaslandığında daha sempatik, sakin, barışçı görünüyor. Ama yine de ABD Başkanı’nın kim olduğu önemli değil, savaşçı politikalar aynen devam edecek. ABD bu sefer Bush’un saldırgan tavırları yerine, Obama’nın demokrat maskesiyle dünyanın gönlünü almaya, imajını düzeltmeye çalışacak.

Bir de kardeşim, hergün kansere çare bulmaktan bıkmadılar. Son olarak mor domates diye birşey çıkardılar ama onun da fos olduğu apaçık. Senin tedavi sürecinde de gördük ki bu çok büyük bir sektör. Otçusu da, kemoterapicisi de umut satmaya çalışıyor. Haber bültenleri, internet siteleri temelsiz, küçük araştırmaların çapsız sonuçlarını manşetlerine taşıyor ve insanları hayal kırıklığına sürüklemeye devam ediyorlar.

Anlayacağın sevgili kardeşim, dünyada değişen pek birşey yok. Yine her yer para ve iktidar üzerine dönen oyunlarla dolu. Sevgiyse o kadar derinlerde ve güçsüz bırakılmış ki kimsenin dikkatini bile çekmiyor. Sevgiye sadece bu kokuşmuş, pis düzenden rahatsız olan; sırtını çevirenler daha yakın olabiliyor.

Son Osmanlı Yandım Utku

Bu aralar video kasetlerdeki görüntülerini bilgisayara aktarmakla uğraşıyorum. Bulabildiğim resimlerini arşivliyorum. Aklıma geldikçe birşeyler yazıyorum. Eğer gerçekleştirebilirsem önümüzdeki yıl için seninle ilgili iki planım var:

İlk olarak www.utkudogan.com siteni senin fotoğraf, video ve çalışmalarınla dolu yeni bir yüze kavuşturmak istiyorum. Orası seni seven, sana birşeyler söylemek isteyen bizlerin buluşma merkezi olacak.

Asıl önemli projeyse aramızdan ayrılışının birinci yıl dönümüne yetiştirmeye çalıştığım “belgesel” projesi. Bu projede kısacık ama koskaca 25 yılına sığdırdığın güzellikleri, dostlukları anlatmaya çalışacağım. Sevenlerinle röportajlar, resimlerin, videoların, ses kayıtlarınla Utku dolu bir belgesel olması için elimden geleni yapacağım. Arkadaşlarının da bu projeye katkı sağlayabilmesi için günü geldiğinde sitenden ve “facebook“taki grubundan bir duyuru yayınlayacağım. Görüştüğüm arkadaşların ellerinde senin içinde olduğun resim ve videoların bulunduğunu söylediler. Senaryoyla ilgili henüz somut birşey yok ama kafamda kurgulamalar yavaş yavaş oturmaya başlıyor. Sana yakışır birşey olacağından emin olabilirsin.

Şimdilik bu kadar kardeşim. Sensizliğe alışmakla geçiyor günlerimiz. Seni çok özlüyor ve seviyoruz… Günü geldiğinde tekrar görüşmek ve sımsıkı sarılmak üzere… Öpüyorum kara gözlerinden…


Benzer Yazılar