Canan’a okumaktan zevk aldığım şiirlerin başında Pablo Neruda’nın “Aşk” şiiri gelir. Hele o “… Bütün gördüklerim içinde yalnız sensin hep görmek istediğim …” satırları yok mudur…

Trabzon’da okuduğum yıllarda (çok da eski değil, geçen yıl :) ) kitapçılarda Pablo Neruda’nın bir derlemesini aramıştım ama bütün kitapçılar sanki bir uzaylının ismini mırıldanmışım gibi garipseyerek, “o da kim?” diyerek bakmışlardı. Hatta birisi “Pablo Nerede?” diye bir kitap aradığımı sanmıştı :)

Pablo Neruda

Belki siz de, bu okumaya doyulmaz kalemle tanışmak istersiniz diye hayat hikayesini ve birkaç şiirini sizlerle paylaşmak istedim.

Pablo Neruda, bir makinistin oğlu olarak 1904 yılında Şili’nin Parral kentinde doğuyor. Esas ismi Neftali Ricardo Reyes Basalto olmasına rağmen ilerleyen yıllarda Çek şair Jan Neruda’ya olan büyük sempatisinden dolayı Pablo Neruda ismini seçiyor.

Liseden sonra pedagoji okuyup, sonra çeşitli gazete ve konsolosluk görevlerinden sonra 1934-1936 yılları arasında Şili’nin Madrid konsolu olmuştur. İspanya’da cumhuriyet destekçiliği nedeniyle zamanın faşist diktatörü General Franco yönetimi tarafından yurtdışına kovulmuş ve oradan da 1943 yılına kadar sürdüreceği Meksika konsolluğuna atanmıştır. 1945 yılında Şili Komünist Partisi üyesi olmuş ve daha sonraları 1949-1952 yılları arasında Sovyetler Birliği ve Çin’de yaşamıştır. Aynı partiden senatör seçilen Neruda o yıllardaki baskı rejimi tarafından tutuklanacağı için belli bir süre Avrupa’da sürgün hayatı yaşamış, 1952′de tekrar Şili’ye dönmüştür.1957 yılında Şili Yazarlar Birliği başkanlığına seçilmiş, 1969 yılında Komünist Parti tarafından Şili Başkanlığı’na aday gösterilmiştir.

Fransa Başkonsolosluğu da yapan Neruda 21 Ekim 1971 tarihinde Nobel Edebiyat Ödülü’nün sahibi olmuştur. 1972 yılında tekrar Şili’ye dönüşünde coşkulu bir şekilde karşılanmış ama 11 Eylül 1973 tarihinde Salvador Allendes’in öldürülüp faşist Pinochet cuntasının hükümeti devirmesiyle Santiago’daki evi yağmalanmıştır. Bu arada kansere yakalanmış olan Neruda 24 Eylül 1973 tarihinde Santiago hastanesinde hayata veda etmiştir.

İşte Pablo Neruda’nın şiirlerinden seçtiğim iki tanesi…

Aşk
Bunca gün, ah, bunca gün
görmeyi seni böyle kırılgan, böyle yakın,
nasıl öderim, neyle öderim?

Uyandı kana susamış
ilkbaharı koruların,
çıkıyor tilkiler inlerinden
çiylerini içiyor yılanlar,
ve ben gidiyorum seninle yapraklarda
çamlar ve sessizlik arasında,
sorarak kendime nasıl, ne zaman
ödeyeceğim diye şu bahtımı

Bütün gördüklerim içinde
yalnız sensin hep görmek istediğim
dokunduğum her şey içinde
senin tenindir hep dokunmak istediğim:
seviyorum senin portakal kahkahanı
hoşlanıyorum uykudaki görüntünden.

Ne yapmalıyım, sevgilim, sevdiceğim
bilmiyorum nasıl sever başkaları
eskiden nasıl severlerdi,
yaşıyorum, bakarak, severek seni,
aşk tabiatımdır benim..

Her ikindi daha da hoşuma gidiyorsun.

Nerde o? Hep bunu soruyorum
kaybolduğunda gözlerin
Ne kadar geç kaldı! Düşünüp inciniyorum,
yoksul, aptal, kasvetli duyuyorum kendimi
geliyorsun sen, bir esintisin
şeftali ağaçlarından uçan.

Bu yüzden seviyorum seni, bu yüzden değil
o kadar neden var ki, o kadar az,
böyle olmalı aşk
kuşatan, genel
üzgün, müthiş,
bayraklarda donanmış, yaslı,
yıldızlar gibi çiçek açan,
bir öpüş kadar ölçüsüz..




Nazım’a Bir Göz Çelengi
Neden öldün Nâzım? Senin türkülerinden yoksun
ne yapacağız şimdi?
Senin bizi karşılarkenki gülümseyişin gibi bir pınar
bulabilecek miyiz bir daha?
Senin gururundan, sert sevecenliğinden yoksun
ne yapacağız?
Bakışın gibi bir bakışı nereden bulmalı,
ateşle suyun birleştiği
Gerçeğe çağıran, acıyla ve gözüpek bir sevinçle dolu?
Kardeşim benim, nice yeni duygular, düşünceler
kazandırdın bana
Denizden esen acı rüzgâr katsaydı önüne onları
Bulutlar gibi, yaprak gibi uçarlar
Düşerlerdi orada, uzakta.
Yaşarken kendine seçtiğin
Ve ölüm sonrasında seni kucaklayan toprağa.

Sana Şili’nin kış krizantemlerinden bir demet
sunuyorum
Ve soğuk ay ışığını güney denizleri üzerinde parıldayan
Halkların kavgasını ve kavgamı benim
Ve boğuk uğultusunu acılı davulların, kendi yurdundan…
Kardeşim benim, adanmış asker, dünyada nasıl da
yalnızım sensiz.
Senin çiçek açmış bir kiraz ağacına benzeyen
yüzünden yoksun
dostluğumuzdan, bana ekmek olan,
rahmet gibi susuzluğumu gideren ve kanıma güç katan
Zindanlardan kopup geldiğinde karşılaşmıştık seninle
Kuyu gibi kapkara zindanlardan
Canavarlıkların, zorbalıkların, acıların kuyuları
Ellerinde izi vardı eziyetlerin
Hınç oklarını aradım gözlerinde
Oysa sen parıldayan bir yürekle geldin
Yaralar ve ışıklar içinde.

Şimdi ben ne yapayım? Nasıl tanımlanır
Senin her yerden derlediğin çiçekler olmaksızın bu dünya
Nasıl dövüşülür senden örnek almaksızın,
Senin halksal bilgeliğinden ve yüce şair onurundan yoksun?
Teşekkürler, böyle olduğun için!
Teşekkürler o ateş için
Türkülerinle tutuşturduğun, sonsuzca.


Pablo Neruda’yla ilgili bu yazıda bu ve şu kaynaklardan yararlandım. ;)

Benzer Yazılar

  • Benzer yazı bulunamadı!